SÜREKLİ DEVRİMİN BİLGESİ, CEYHUN ATUF KANSU

SÜREKLİ DEVRİMİN BİLGESİ, CEYHUN ATUF KANSU

ÖNER YAĞCI

“… Devrimler olmuş bitmiş değil, tarihsel gelişmeyi besleyen oluşlardır. Atatürk, varlığında, gelişme, gelecek, oluş taşıyan insandır. Yaptıklarıyla biten bir insan değildir o, yapacaklarıyla başlayan insandır. Türkiye’de her gün, gelen kuşaklar onu çözecekler ve yeniden başlatacaklardır.”                                                                                          Ceyhun Atuf Kansu

 

Ceyhun Atuf Kansu, Şair Ata’dır

Edebiyat tarihimizde Ceyhun Atuf Kansu’yu, ne yazık ki eksik bir yönlendirme olduğunu düşündüğüm “Cumhuriyet devri şairlerinden” tanımlamasıyla buluruz. Doğrudur, Ceyhun Atuf Kansu, gerçek bir Cumhuriyet şairidir ama bu kısa tanımlama onun kimliğini vermede eksik bir tanımlamadır ve ona yapılan büyük bir haksızlığı da içinde taşır.

O, şair ve denemeci bir sanatçı ve halkçı bir hekim olmasının yanı sıra düşün adamlığı ve kararlı bağımsızlıkçılığı, Cumhuriyetçiliğiyle de toprağımıza humuslarını katan bir büyük bilgedir.

Vecihi Timuroğlu’nun deyişiyle, “doğayı insanlaştırmış bir büyük şair”, “Bir güzel dünya savaşında/ İnsan gülünü kurtarmaya/ Her gün şiir yapan”, çocuklarına “Anadolu’nun İstanbul kadar güzel olduğunu” öğretmek isteyen, “şiirimizin ozan atası”, “sevgi öğretmeni” bir şairdir.

“Bayrağı altında” yaşamaktan kıvanç duyulan bir yurt sevgisinin, “Tapınağım insan olsun… Uğruna öleceğim tek kale: İnsandır bu” diyen bir insan sevgisinin,  yurt coğrafyasıyla taçlandırılmış bir doğa sevgisinin ve ömrünü adadığı çiçeklerin güzelliklerle coşmasının, “yediveren bağımsızlık gülü”nün şairidir.

Kendi deyişiyle yumuşak kardaki yüreğin şairidir o.

Onun şiirinin temel izleği insan sevgisi ve doğa sevgisiyle büyüyen bir halk sevgisidir.

Onun şiirinin damarında yer alan coşkunluk, başkaldırı, sevda ile açığa çıkar bu sevgi, sevda ile bütünleşir. Anadolu tutkusuna dönüşen onun sevgisi, katıksız bir Kuvayı Milliyecilikle, Kurtuluş Savaşı’yla ve Cumhuriyet devrimleriyle biçimlenmiş gerçek bir Atatürkçülüğün, aydınlanma ve sürekli devrimin şiiri olarak ortaya çıkar.

“Dünyanın bütün çiçeklerini” isteyen bir duyarlığın şairidir Ceyhun Atuf Kansu.

Çocuklardır onun çiçekleri, geleceğe umutla bakmanın şairidir o. Coşkunun, hüznün, umudun ve iyimserliğin şairi; yoksunluğun.

Onun yalnızca Dünyanın Bütün Çiçekleri adlı, Köy öğretmeni Şefik Sınığ’ın son sözleri olan “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!” sözlerinden yola çıkarak yazdığı bu şiir bile böyle bir şair olduğunun kanıtıdır.

“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum/ Bütün çiçekleri getirin buraya,/ Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,/ Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer/ Bütün köy çocuklarını getirin buraya,/ Son bir ders vereceğim onlara,/ Son şarkımı söyleyeceğim,/ Getirin getirin… ve sonra öleceğim. — Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,/ Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,/ Kaderleri bana benzeyen,/ Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,/ Geniş ovalarda kaybolur kokuları…/ Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,/ Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,/ Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni…” dizeleriyle başlayan; “Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum./ Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,/ Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,/ Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,/ Ne güller fışkırır çilelerimden,/ Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,/ Korkmadım, korkmuyorum ölümden,/ Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.” dizeleriyle Cumhuriyet’in ilkelerini yurdun en uzak köşelerine binbir özveriyle taşıyan öğretmenleri sonsuz bir sevgiyle kucaklayan, onları güzelleyen bir şiirdir bu.

Şiirdeki “Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,/ En güzellerini saymadım çiçeklerin,/ Çocukları, öğrencilerimi istiyorum./ Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,/ Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,/ O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek…” dizelerindeki gelecek umuduyla bütünleşen bir sevdanın şairidir.

Yaşam öğretmenidir o.

Şimali Şarkiye Doğru, Kızamık Ağıdı, Çocuklar Gemisi, Zile’ye Düştü Yolum, Çocuklar gibi şiirleriyle Anadolu coğrafyasının içine çeker insanı.

Anadolu’dan dünyanın yedi iklim dört köşesine uzanan bir büyük insanlığın şairidir.

Şiirlerinde ülkemiz haritasının ve insanlığın yüreği birlikte atar.

Kendi deyişiyle yaşamın gizini bulmayı ve sevmeyi öğreten bir şiirdir onun şiiri.

“Ben bir ulusal böceğim, adım ozan,/ Antenlerim hep gerili ve duyar,/ Köyde ne var, kentte ne var, evrende ne var/ Ve türküler ve ağıtlar ve bayramlar.” dörtlüğünde onun şiirinin ne olduğu bellidir.

Türkçeye sevgiyle tutkundur, bunun içindir ki sevdiği üç ozan, halk damarımızın ve dilimizin özsuyunu sunan Yunus Emre, Pir Sultan, Karacaoğlan’dır.

Onun şiirinin kökeni Şamanlığa, Korkut Ata’ya dayanır; dilimizin köküne kibrit suyu eken Osmanlı’ya, divana değil.

“Türkçenin özgür kırlarında/ Türkülerde burcu burcu/ Bilgeliğin ana gülü” koklamak için yaşayan, Emin Özdemir’in deyişiyle, “anam dilinde konuşan ama bunu şiirin yasaları içinde gerçekleştiren bir büyük ozandır.”

“Şiirimizin çınlayan sesi”dir (Müslim Çelik) o, “özgürlüğün, bağımsızlık gülünün özgün ozanı”dır.

Şiirimizin can suyu”dur (Ahmet Uysal) ve Cemal Süreya’nın deyişiyle “Kansu/ Kan ve su/ Atardamar kanı/ Kaynak suyu”dur ve “Edebiyatımızın Cumhurbaşkanı”dır.

O, “Ben” adlı yazısında “Ben bir halk ve toplum ozanıyım. Ya da öyle bir ozan olmak isterim.”  der (Güneş Salkımı, s. 17–19).

“Güneş vurmuş dereler gibi ışıl ışıl akmalı mısralarım… Halk şiirine öykündüğümü söyleyebilirler. Ben o şiire öykünmüyorum; okulum benim o şiir; şiiri o okulda öğrendim. Gerçek şiir de orada, halktadır diyorum. Böyle deyince de halkın dili ile sevinçlerini sevinçlere, dertlerini dertlere bağlayarak yazıyorum. Ben aşkların, isteklerin, dileklerin ozanıyım…” der ve Adnan Binyazar’ın deyişiyle “hem düşüncesinin hem şiirinin başlangıcı,” olan halkın derdini dert edinen bir düşün adamı kimliğine de bürünür.

 

Ceyhun Atuf Kansu Cumhuriyet’le Beslenen Özgürlüğün, Bağımsızlığın, Devrimlerin Bilgesidir

Şairliğini; düşün adamlığı, devrimcilik, hekimlik özellikleriyle bütünleştirerek, kişiliğini belirleyen, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’le birlikte aydınlanarak büyüyen Ceyhun Atuf Kansu, o aydınlığın ödün vermez bir savunucusu ve sürdürücüsü olmaktan hiç vazgeçmeyen kimliğiyle aynı zamanda bir yurtseverlik örneğidir.

Onun örnek alınacak yaşamı, yapıtları ve kişiliği Cumhuriyet değerleriyle bütünleşen ve o değerleri devrimlerin sürekliliğiyle zenginleştiren bir bilgeyle buluşturur bizi.

Ceyhun Atuf Kansu, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı yıl İstanbul Bostancı’da doğar (7 Aralık 1919). İki yaşındayken eğitimci olan annesi Müfdale Hanım’ı kaybeder. Babası Kuvayı Milliyeci, Cumhuriyet’in ünlü bir eğitimci ve politikacısı olan Nafi Atuf Kansu’dur. Annesinin ölümü üzerine Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Ankara’ya geçen babasının yanına gönderilir (1921). Ankara’da Necatibey İlkokulunu (1932) ve Gazi Lisesi’ni (1938) bitirir. Çocuk yaşta yazdığı şiirlerinden biri arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı okul dergisi Filiz’de yayımlanır (Bahar Rüzgârı, 15 Ocak 1938). Filiz’in 3. Sayısında Şairin Rüyası adlı bir yazısı da yayımlanır.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine girer ve 1944’te bitirir. Tıp Fakültesi öğrencisiyken çıkardığı, “Çocuklar beni de alın içerinize,/ Ben de güzel oyunlar oynamayı bilirim, Çocuklar imreniyorum şimdi size,/ Yıllar oluyor ki kırıldı çemberim.” dörtlüğüyle başlayan Bir Çocuk Bahçesinde (1941) ve “Seni düşünürüm böyle/ Ekin tarlaları, tozlu yollar boyunca giderken,/ Dilim yeter mi övmeye,/ Yaşarken, göklere kalkmış bir hayat bayrağında sen!” dizeleriyle biten Hürriyete Övgü şiirinin de yer aldığı Bağ Bozumu Sofrası (1944) adlı şiir kitaplarında doğa ve yurt sevgisiyle örülmüş, çocuk sevgisiyle taçlandırılmış şiirleri vardır.

Şiirleri ve yazıları 1938–1945 arasında İnkılapçı Gençlik, Yücel, Ülkü, Millet, İstanbul gibi dergilerde çıkar.

Çocuk hastalıkları uzmanlığını seçen Kansu, Ankara Numune Hastanesinde hekimliğe başlar ve bir gecekondu bölgesi olan Ankara’nın Altındağ semtinde halk çocuklarına sağlık hizmeti götürmek amacıyla poliklinik açar. “Hep çocuklarla dolu dünya” diyerek vurgunu olduğu çocuklar için yazdığı Çocuklar Gemisi (1946)  adlı şiir kitabı bu döneminin ürünüdür.

Daha sonra kendi isteğiyle gittiği Turhal Şeker Fabrikasında (1948–1959 arasında) hekimlik yapar. Bir Anadolu destanı güzelliğindeki Şimali Şarkiye Doğru şiirinin de yer aldığı Yanık Hava (1951); bozkır güzellemeleriyle dolu Haziran Defteri (1955) ve denizleri, ırmakları, dağları, köyleri, istasyonları, şehirleri, insanları, kahramanları, tanrıları ile görünümler sunduğu Yurdumdan (1960)  adlı şiir kitaplarını bu dönemde çıkarır.

1959’da Ankara’ya döner, şeker fabrikaları genel müdürlüğünde, Etimesgut Şeker Fabrikasında hekimlik yapar. (Turhal Dolaylarında Çocuk Bakımı–1954, Anneler Soruyorlar–1959), Kasabalar ve Köylerdeki Çocuk Bakımı–1961) adlı çalışmaları, onun halk sağlığına ilişkin çalışmalarıdır. İyi İnsan Mehmet Ali ve Üvey Ana adlı iki de çocuk kitabı yayımlar.)

Bu dönemden sonraki şiirleri Mustafa Kemal’in düşünceleri doğrultusunda yoğunlaşırken düzyazılarıyla da coşkulu ve kararlı bir Cumhuriyet savunucusu olarak görülmeye başlar. Özgürlük ve yurt sevgisiyle dolu, gürül gürül akan şiirinde acı ve mutluluk, coşku ve durgunluk, durgunluk, keder ve sevinç iç içedir. Halk şiirimizin geleneksel kalıplarıyla örülmüş Anadolu kokan bir şiiri vardır.

1950’den sonra şiirleri ve yazıları Varlık, Yön, Ataç, Papirüs, Türk Dili, Ilgaz, İmece, Yansıma, Soyut, Oluşum, Özgür İnsan, Milliyet Sanat gibi dergilerle Cumhuriyet, Vatan, Halkçı, Uyanış gibi gazetelerde görülür.

Yaşamıyla şiiri örtüşen bir şair olan Kansu’nun Devrimcinin Takvimi (1962), Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964), Köy Öğretmenine Mektuplar (1964; TDK 1965 Deneme Ödülü), Atatürkçü Olmak (1966), Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969) gibi düzyazı çalışmalarıyla; Bağımsızlık Gülü (1965; Yeditepe Şiir Ödülü 1966) adlı şiir kitabı onun 1960’lı yıllarda yaşamımıza kattığı yapıtlardır.

68 Kuşağının doğmaya başladığı, antiemperyalist coşkunun yükselmeye başladığı bir dönemde Bağımsızlık Gülü adlı şu şiir nasıl çarpmazdı, sarsmazdı Türk gençliğini?

“Yerden alıp o gülü/ Hangi gülü?/ Bir topçu neferinin/ Sakaryalı yaz toprağında/ Sıcak kan gülü. — Alıp koklamak o gülü/ Hangi baharda?/ Türkçenin özgür kırlarında/ Türkülerde burcu burcu,/ Bilgeliğin ana gülü! — Bir basmadan alıp o gülü,/ Hangi basmadan?/ Nazilli fabrikasından/ Pamuğumuzdan, emeğimizden,/ Dokuduğumuz halk gülü. — Hoyrat ellerinden alıp o gülü/ Hangi ellerden?/ Uzak Teksaslı çobanların/ Bilmediği, uğruna can vermediği/ Türkiyeli o çileler gülü. — Yerine koymak, kutsamak o gülü,/ Hangi yerine?/ Mustafa Kemal’in bahçesine/ Bir ulusun suladığı beslediği/ Yediveren bağımsızlık gülü!”

Onu bu döneminde tanıdım. Tokat İlköğretmen Okulu öğrencisiydim onunla tanıştığımda. Doğum yerim Zile’de ve Tokat’ta ondan izler vardı. Şiiri onunla sevdim.

İlkin dil ustasıydı, Türkçe gözbebeğiydi onun, sonra da gerçeğimizle, yaşadıklarımızla bağımsızlığımızın ve laik Cumhuriyetin, devrimlerin tehlikeye itildiği koşullarla örtüşen halkçı, bağımsızlıkçı şiiriyle, yazılarıyla coşku salıyordu yüreklerimize. Bağımsızlık ve yurtseverlik öğretmenimiz oluyordu.

Lumumba adlı şiiri nasıl kuşatmazdı yüreğini bağımsızlık sevdalısı gençliğin? Kuşattı elbette: “Aldandın sen Lumumba/ Aldandım ben./ Aldattılar aklı ve özgürlüğü./ Bilmem gerekliydi ya, bunu/ Ben kurtuluş savaşı çocuğu/ Tanımalıydım bu eski yüzü/ İzmirden Ankaraya yangınlar alazında/ Çocukların çığlığından, anaların acısından.” dizeleriyle başladığı ve Afrika Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin önderi olan ve barbarca öldürülen Lumumba’yı selamladığı şiirini şu dizlerle bitiriyordu:

“Vurdular seni Lumumba/ Vururlar bizi./ Vuruyorlar o karanlık ırmaklarda/ Ormanları delip geçen namuslu hançer ışıltıyı/ Kara sıcak senin kanın akar Afrika gecesinden/ Yağlı pırıl pırıl yüzleriyle iş adamları/ Çil paralar atıyorlar dünya radyolarından/ Düpedüz dilini tutmuş insanlığa. — Güçlüdürler, güçlü onlar: Kongo zengin,/ Ezilmişlikle yoksulluk her yerde dilsizdir,/ Dilsizdir fakir beyazlar ve zenci milyonlar/ Aldanıyoruz durmadan, elimizde ne var?/ Asyada, Afrikada, Güney Amerikada,/ Perulu kızlar, Viyetnamlı oğullar/ Ve sen Lumumba/ Bedeni delik deşik zenci baba!”

Onun 1970’li yıllardaki ürünleri ise, Ateş, Kan ve Toprak bölümlerinden oluşan, emperyalizme ve ortaçağ gericiliğine karşı verilen savaşın destanı Sakarya Meydan Savaşı (1970; Behçet Kemal Çağlar Ödülü 1970)  ve Hindistan, Çin, Japon, Kırgız, Macar, Polonez, Finlandiyalı, Avusturyalı, Alman, İsveç, İsviçre, İtalya, Afrika, Cezayir, İspanyol, Fransa, Meksika’ya uzanıp Anadolu’yla sonlanan bir özgürlük savaşımı destanı havasındaki evrenselliğe uzanan, Lorca’ya, Joan Baez’e, Hiroşima’ya, Vietnam’a yüreğinde açan şiirleriyle yüklü Buğday Kadın Gül ve Gökyüzü (1970) adlı iki şiir kitabı ile Halk Önderi Atatürk (1972), Cumhuriyet Ağacı (1973) ve Cumhuriyet Bayrağı Altında (1973) adlı düzyazı kitaplarıdır. Balım Kız Dalım Oğul (1971)  ile Sevgi Elması (1972) ise çocuk kitaplarıdır.

17 Mart 1978’de ölümünden sonra kitap olarak yayımlanmış şiirleri Tüm Şiirleri 1,2 adıyla Vecihi Timuroğlu tarafından derlenerek iki ciltte toplandı. Daha sonra gazetelerde ve dergilerde kalmış olan yazıları ve şiirleri Muzaffer Uyguner’ce derlenerek sunuldu (Bütün Eserleri, 11 cilt, Bilgi Yayınevi).

Bu derlemenin ilk kitabı Güneş Salkımı (1991)’dır. Kansu, Güneş Salkımı’nın ilk şiiri Alfabe’de abecenin harfleriyle başlayan bir geziye çıkar. A ile “Atatürk’ü yazar ilk önce”. Sonra devam eder: “B ile Başlarken güzel işime/ C ile Cumhuriyetçiyim kökten çiçeğe/ Ç ile Çocuklar derim kökten çiçeğe/ D ile Devrimin toplarını doğrulturum/ E ile Eski duvarların üzerine…” Abecenin harfleriyle devam eder ve “Ü ile Üzümlerini devşirip Diyonizos’un/ V iler Var olmanın güz sarhoşluğunda/ Y ile Yeryüzü destanına bin şükür/Z ile Zor olan her işi selamlarım” dizeleriyle bitirir.

Aydın Gurbeti şiirine, “Kendi yurdumda sanki gurbetteyim/ Kendi yurdumda sanki sürülmüş/ Kendi yurdumda her gün korkuda/ Kapımın her çalınışında…” dizeleriyle başlar.

Defterlerde kalmış bu şiirlerinde gününe tanıklığın örneklerini verir. Adıdır Başkaldırmanın şiirindeki şu deyişler, onun düşünce temelinden kaynaklanır: “Mustafa Kemal/ Adıdır en güzel yerginin/ Eskimiş her düzene/ Tozlu kâğıt fermanına/ Padişahın devletine/ Şeyhülislam fetvasına…/ Ben onun Sivaslı telgrafını severim/ Dünyaya karşı tellerin bir ucunda/ Direncini gerer bir ulusun./ Ben onun gerillacı coşkusunu severim…/ Soyadıdır başkaldırmanın Atatürk…”

Bütün Eserleri’nin ikinci cildi olan Bir Kasabadan Resimler (1992)’de Kansu’nun Anadolu’yla, bozkırla, doğayla ve insanla iç içe şiirleri; üçüncü cilt olan Halk Albümü (1994)’nde ise dergilerde yayımlanmış şiirleri kitaplaşmıştır.

Bütün Eserleri dizisinde Ilgaz dergisinde yayımlanan Söylev’le ilgili dizi yazıları da Söylevi Okurken (1996) adıyla ilk kez kitap olarak yayımlanır. Dizinin beşinci kitabı Atatürkçü Olmak, altıncı cildi Halk Önderi Atatürk, yedinci kitabı Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, sekizinci kitabı Cumhuriyet Ağacı-Ya Bağımsızlık Ya Ölüm, dokuzuncu kitabı Bağımsızlık Gülü-Buğday Kadın Gül ve Gökyüzü adlı şiir yapıtlarını, onuncu kitap Cumhuriyet Bayrağı Altında kitabı ve 2004’te yayımlanan on birinci kitap Kardeş Sofrası ise kitaplarında yer almayan şiirlerini içerir.

Adına konulan ve ilki 1986’da Eylül adlı kitabıyla Behçet Aysan’a verilen “Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü” saygın bir şiir ödülü olarak sürmektedir.

 

Ceyhun Atuf Kansu’nun Bilgeliklerine Kuşbakışı

Cahit Külebi’nin, “Hiçbir düşünür ve siyasacımız Atatürkçülük ile toplumculuğu ve halk geleneklerimizi Ceyhun’un anlayışı ölçüsünde, ussal biçimde kaynaştıramamıştır.” (Milliyet Sanat, sayı 270, 1978) dediği Ceyhun Atuf Kansu, Atatürk devrimlerini, çağdaşlaşma atılımlarımızı kendine özgü bir açıdan yorumlayan ve geliştiren bir düşün adamı olarak, duyarlılığının yanına kattığı bilgeliğiyle de yaşamımızı aydınlattı ve aydınlatmaya devam ediyor.

O bir “sevgi Lokmanı” ve bozkır bilgesi olarak, Anadolu’nun aydınlanma ve çağdaşlaşma arayışının bir yılmaz sürdürücüsüdür. Yine Külebi’nin deyişiyle, “Atatürk sağ olsaydı, gününün koşulları içinde ne yapardı anlayışı, Ceyhun’un düşüncesinde her zaman egemen olmuştur.”

Onun tüm yazdıklarında bu düşüncenin kararlı savunucusu olduğunu görüyoruz.

O, “bağımsızlık gülleriyle süslenen bir düzen” özlemini sürekli vurgulayan bir bilgedir. Bu vurguyu, kitaplarında yaptığımız gezintide şöyle görüyoruz:

Devrimcinin Takvimi’nde, “Atatürk devrimleri bitmemiştir. Biz ortaçağdan tam kurtulana değin, tam uygar bir toplum olana değin sürecektir.” düşüncesi temelinde; devrimcilerin “kan ve gözyaşı karşılığı kazanılmış ulusal bağımsızlığımızın tarihini iyi bilmeleri” gerektiğinden ve ulusal bağımsızlık savaşımızın derslerle dolu olduğundan yola çıkan Devrimcilik İlkesi yazısını sunuyor. Ulusal orduların ilk zaferiyle (10 Ocak 1921) başlayan bu yazıda; halkevleri bayramı (19 Şubat 1942), halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), ulusal egemenliğin şafağı (23 Nisan 1920), Anadolu halkının yanında (19 Mayıs 1919), Amasya genelgesi (22 Haziran 1919), bağımsızlık barışı (24 Temmuz 1923), harf devrimi (9 Ağustos 1928) ardı ardına şiirsel bir dille geçit yapıyor. Halk tarafından halk adına halk için (4 Eylül 1919), halkın kanı ve zaferi üzerine kurulan yönetim: Cumhuriyet (29 Ekim 1923), bir halk önderinin portresi (10 Kasım 1938), Atatürk’ün Ankara’ya gelmesi (27 Aralık 1919) ile noktalanan bir takvimle buluşturuyor Cumhuriyet sevdalılarını.

“Devrim Gezisi” başlıklı yazıda ise Mustafa Kemal’in 13 Ocak–24 Mart 1923 arasındaki yetmiş günlük, devrimin yolunu inceleyen uzun yurt gezisini okuyor ve Kansu’nun özellikle genç kuşaklara yaptığı bu devrim öğretmenliğiyle kıvanç duyuyoruz.

Ya Bağımsızlık Ya Ölüm’e Kansu, “Bağımsızlık, Atatürk’ün kişiliğinin ilkesidir; İlk önce kendi kendisinin ilkesidir.” cümleleriyle giriyor. Atatürk’ün çocukluğunun bir başkaldırı olduğunu, “kişiliğinin kaynağı”nın “bu sınırsız tutku, bu sevgi, bu bağımsızlık sevgisi” olduğunu söyleyip onun “kişiliğinin gergin bakır telini kendisi tanımlıyor” diyerek ekliyor: “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”

Bu tanımlamadan sonra kitapta Mustafa Kemal’in özgürlük ve bağımsızlık düşüncesini ve eylemini irdeliyor ve bu serüvenin sonunda soruyor: “Senin en değerli hazinen nedir ey geleceklerin çocuğu?” ve yanıtını da kendisi veriyor: “Senin en değerli hazinen bağımsızlığındır: Türk bağımsızlığı. Bu bağımsızlığa gelişmenin, sonsuzluğun temellerini atan çağdaş devletindir Cumhuriyet’tir, çağdaşlaşma devrimindir…”

Kansu, yapıtını, “O’nun kendi ilkesinden gelecek kuşaklara bıraktığı bağımsızlık andı budur: Ya bağımsızlık ya ölüm!.. Devrimci olarak Mustafa Kemal’e verdiğim söz budur!” cümleleriyle, gençliğe bağımsızlık serüvenini en anlamlı görevini anımsatarak bitiriyor.

Köy Öğretmenine Mektuplar’da onun eğitim sorununa yaklaştığını görüyoruz.

Babası Nafi Atuf Kansu başta olmak üzere, bacanağı İsmail Hakkı Tonguç, amcası Şevket Aziz Kansu gibi eğitimci bir ailede yetişen, Ceyhun Atuf Kansu; kitaba ad olan başlıkla yazdığı mektuplarında köy öğretmenlerine devrimlerin yayınlaşması konusunda düşen görevleri içtenlikli biçemiyle aktarıyor. Çağdaşlaşma savaşımında öğretmenlere düşen görevi, Seyran Kız’a yazdığı mektuplarla anlatıyor. Şair duyarlılığıyla “bir halk sığınağı, bir gerçekler okulu” olarak gördüğü Anadolu’nun sorunlarını irdelerken devrimlerinin kökleşmesinde eğitimin ve öğretmenlerin önemini vurguluyor.

Atatürkçü Olmak, Kansu’nun 1963-65’te Vatan gazetesinde yazdığı yazılardan oluşuyor.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı, Laik Cumhuriyet, Ben Bir Türküm, Halk, Alfabe, Ankara, Cumhuriyet’in Sorunları, Atatürkçü Olmak bölümlerinden oluşan kitabın Varlık Yayınevi’nce 1966’da basılmış, okuna okuna, çizile çizile yıpranmış örneği, kitaplığımın eski ve değerli zenginliklerinden biri olarak ondan neleri öğrendiğimi anımsatıyor bana. Tam bağımsızlığa âşık Mustafa Kemal’i tanıtarak başlayan kitap, bölüm başlıklarından da anlaşılacağı gibi Atatürkçülün abecesi olarak hâlâ kendi alanının en anlamlı çalışmalarından biri olarak genç kuşaklarca sürekli okunmayı bekliyor.

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nda adlı yapıtında Kansu, “Tatlı, yalın, açık bir dille” Kurtuluş Savaşı’nı halka anlatmak kaygısıyla sunuyor.

Bir savaşı, köy kahvesinde otururken masal anlatır gibi yazıyor. Onun, anlatı geleneğimize uygun olarak şiirlerle, tekerlemelerle, destansı öğelerle zenginleştirdiği bu çalışması, dünyada ilk Ulusal Kurtuluş Savaşını veren halkın çocuklarına kendi atalarının yaptıklarını anlatıyor. Onun, “Kurtuluş Savaşının tarihinden çıkardığı bir yiğitleme, bir koçaklama, halkın damarından çektiğim bağımsızlık kanı” dediği bu destanda İzmir’in işgalinden başlayarak efelere, Pozantı’dan Havza’ya, Erzurum’dan Sivas telgrafhanesine, Ankara bozkırından kurtuluş ordusu kurulmasına, İnebolu kayıkçılarından İnönü’ye, Sakarya’dan Antep’e, Kocatepe’den İzmir’in, İstanbul’un kurtuluşuna, Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan bir serüveni Ozan Ata’nın halk dilinden dinliyoruz.

Halk Önderi Atatürk’te Kansu, coşkulu diliyle Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamını düşünceleri ve eylemleriyle birlikte klasik bir yaşamöyküsü olmaktan çıkarıp yazınsal bir çerçeve içinde sunuyor.

Atatürk’ün çeşitli konulardaki düşüncelerini de yaşanılan olaylar içinde izlediğimiz çalışma ile Kansu, şairliğini ve düşün adamlığını bütünleştiren bir yapıt sunmuş oluyor. Mustafa Kemal’i “halk lambasında parlayan ışık” olarak betimleyen Kansu, onun çocukluğundan ölümüne kadarki yaşamını ilkeleriyle birlikte aktarırken aynı zamanda bir devrim tarihi de sunmuş oluyor.

Cumhuriyet Ağacı’nda on kapı açıyor Kansu.

Gülgillerden alıç ağacı üzerine açılan ilk kapıda Duran Alıç adlı Cumhuriyet’le yaşıt bir öğretmenle tanışıyoruz. Cumhuriyet’in kuruluşlunun ve getirdiği aydınlıkların birer birer anlatıldığı her kapıda bir bölüm okuyoruz. Ağacın köklerinden Cumhuriyet düşüncesine, halkın savaşından Türkiye Cumhuriyeti’ne, uygarlık yolundan Sivas’a, Cumhuriyet bayramından günebakana açılan her bir kapıda Cumhuriyet’in bir yanını tanırken onunca kapı olan Cumhuriyet Ağacı üzerine açılan kapının hiç kapanmayacağının vurgulandığını görüyor; Kansu’nun şiirsel öyküler tadındaki bu denemeleriyle bir kez daha Cumhuriyet aydınlığına uzanıyoruz.

Cumhuriyet Bayrağı Altında, “Yaşamöykümde Devrim” altbaşlığıyla sunduğu ve ölümünden beş yıl önce yayımlanan bir yapıtı.

Bu çalışma, bir şair, bir Cumhuriyet bilgesi olan Kansu’nun kendi kaleminden yaşamöyküsünü getiriyor önümüze. Cumhuriyet’le boy vermiş, Cumhuriyet’e adanmış ve “Cumhuriyet bayrağı altında” olmaktan kıvanç ve mutluluk duymuş bir ömrün öyküsü bu. Ceyhun Atuf Baba’nın bu içtenlikli yaşamöyküsü, geçmişte yaşanılanlara benzerliklerle dolu olan günümüzde çıkarılacak derslerle, örnek alınacak davranışlarla dolu bir kitap olarak anlaşılmayı bekliyor.

Söylevi Okurken, Kansu’nun Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamada en temel yapıtın Söylev olduğu düşüncesiyle yazdığı yazılardan oluşuyor.

İlk bölümde Ulusal Kurtuluş Savaşı ve bu savaşın dramatik akışını anlatan, Mustafa Kemal’in başkişisi olduğu Söylev’le ilgili yazıları okuyor ve ikinci bölümde Söylev’in çeşitli bölümleriyle ilgili yorumlarını, tartışmalarını, irdelemelerini okuyoruz Kansu’nun. Söylev’in Cumhuriyet’ten ve bağımsızlıktan yana herkesçe mutlaka ve gerçekten anlaşılarak okunması için bir kılavuz anlamında da değerlendirilebilecek olan bu yapıtıyla Kansu, ömrünü verdiği Cumhuriyet ve bağımsızlık ilkesine yine yüreğinden, canından güzellikler katıyor.

Edebiyatçılar Derneği’nce 10–11 Nisan 1999 günlerinde Ankara’da düzenlenen Ceyhun Atuf Kansu Şiir Buluşması onun adına gecikmiş bir değerbilirliktir. Bu buluşmanın kitaplaştırılarak sunulması da ayrı bir güzelliğin habercisi olmaktadır. Edebiyatçılar Derneği Yayınları arasında çıkan bu kitabın, Kansu’yu tanımak ve anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kitabı olduğunu söylemek gerekiyor.

Yalnızca bağımsızlıkçı bir şair olarak değil, düzyazı kitaplarıyla Mustafa Kemal’in sürekli devriminin bir bilgesi olan Ceyhun Atuf Kansu’yu anarken, onu anlamanın boynumuza borç olduğunu bir kez daha vurgulamalıyız.

 

Ek: Ceyhun Atuf Kansu’nun Kitapları:

Şiir: Bir Çocuk Bahçesinde (1941), Bağ Bozumu Sofrası (1944), Çocuklar Gemisi (1946), Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955), Yurdumdan (1960), Bağımsızlık Gülü (1965; Yeditepe Şiir Ödülü 1966), Sakarya Meydan Savaşı (1970; Behçet Kemal Çağlar Ödülü), Buğday Kadın Gül ve Gökyüzü (1970). Tüm Şiirleri 1: Bir Çocuk Bahçesinde, Bağ Bozumu Sofrası, Çocuklar Gemisi, Yanık Hava, Haziran Defteri, Yurdumdan (1978); Tüm Şiirleri: 2 Bağımsızlık Gülü, Sakarya Meydan Savaşı, Buğday Kadın Gül ve Gökyüzü (1978), Bir Kasabadan Resimler (1992), Halk Albümü (1994), Kardeş Sofrası (2004).

Deneme ve makale: Devrimcinin Takvimi (1962), Balım Kız Dalım Oğul (1971), Sevgi Elması (1972), Halk Önderi Atatürk (TDK Yayınları 1972), Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964), Atatürkçü Olmak (1966), Köy Öğretmenine Mektuplar (1966; TDK 1965 Deneme Ödülü), Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969), Cumhuriyet Ağacı (1973), Cumhuriyet Bayrağı Altında (1973), Güneş Salkımı (1991), Söylevi Okurken (1996).

Hekimlikle ilgili: Turhal Dolaylarında Çocuk Bakımı (1954), Anneler Soruyorlar (1959); Kasabalar ve Köylerde Çocuk Bakımı (1961).

Çocuk Kitabı: İyi İnsan Mehmet Ali, Üvey Ana (MEB Yayınları).

Hakkındaki Kitap: Ceyhun Atuf Kansu Şiir Buluşması, Edebiyatçılar Derneği, 1999.

Comments are closed.